Gelecek Çoktan Geldi. Sadece Henüz Herkese Verilmedi.

Toplam okunma sayısı 948

17.05.2019 21:33:02

MOORE SUÇLULARI

Gelecek çoktan geldi. Sadece henüz herkese verilmedi.’

- William Gibson , Neuromancer

Fransa’daki bir ilkokul, çocuklarına üslerin ve üstel eğrilerin matematiksel gücünü öğretmek için şöyle bir örnek verilir. Öğrencilerden, üzerinde küçük bir nilüfer yaprağının büyüdüğü bir gölet hayal etmeleri istenir. Nilüfer yaprağının, her gün kendisinin iki katı boyuta ulaşacağı ve nihayetinde otuz gün sonra tüm göleti kaplayacağı söylenir. Nilüfer göletin tümünü kapladığında ise, suda yaşayan diğer tüm yaşan formlarını boğup öldürecektir. Ardından, çocuklara şu soru yöneltilir: Nilüfer göletin yarısını hangi gün kaplayacaktır?

Soruyu cevaplayacak olursak, ilk başta endişelenecek bir şey yok. Nilüfer neredeyse fark edilmeyecek bir hızla büyümeye başlar. Yirminci gün geldiğinde, göletin yüzde birinin onda biri kadar yer kaplıyordur. Sadece yüzde 0,1. Beş gün sonra, yüzde üçe ulaşır. Hala nispeten endişesiz olan çocuklar, nilüferin büyümeye devam etmesini izler. Sonra bir anda, yirmi dokuzuncu günde nilüfer göletin yarısını kaplar. O an geldiğinde ise, sonraki gün göletin tamamı kaplanacağı ve tüm canlılar öleceği için, herkesi kurtaracak çok az zaman kalmıştır. Yirmi dokuzuncu gün, diğer günlerden farksızmış gibi görünüyor olabilir, ancak üstlerin doğasına göre düşündüğümüzde, aslında göl çoktan yarı yarıya olmuş demektir.

Gölet hikâyesinden çıkarılacak ders ise, üstel büyümenin büyülü doğasının bizi çok ama çok hızlı bir şekilde yakalayabileceği ve doğrusal düşünce yapımızın bizi büyük bir tehlikeye atabileceğidir.

 

Üslerin Dünyası

 

Fütürist Ray Kurzweil The Singularity Is near isimli kitabında dört bir yanımızı saran teknoloji dünyasının üstel doğasını tanımlarken ,‘‘üstel eğrinin dizi’’ adını verdiği bir de konsepti tanıtıyor. Eğrinin dizi, bir üstel eğrinin gerçekten fark edilebilir olduğu bükülme noktasını ifade ediyor. Ancak oraya erişilmesinden kısa bir süre sonra, eğim çizgisi büyük bir patlama yaşayarak üstel artan bir eğrinin yaratacağı matematik etkisiyle birlikte dikey bir ilerleyişe geçiyor. Malcom Gladwell,çok sayıda küçük şeyin, sonuçta kocaman bir fark yaratacak hale geldiği bu fenomene ‘‘taşma noktası’’ adını veriyor. Teknolojinin de üstel doğası ile hayatlarımızı ne kadar kapladığı düşünüldüğünde, böylesine bir bükülme noktasına hızla yaklaştığımızı söylemek mümkün. Burada sorulacak soru ise, yolculuğun iyiye mi yoksa kötüye doğru mu olacağı.

Uluslararası telekomünikasyon Birliği’nin verilerine göre, 2000itibariyle dünyada internete bağlı insan sayısı yalnızca 360 milyondu. İnternetin gelişi nerdeyse kırk yıl sürmüş olsa da, 2005’ te bu küresel topluluk 1 milyarıncı üyesine ulaştı. İkinci milyarının eklenmesi yalnızca altı yıl sonra, Mart 2011’ de gerçekleşti. En büyük artış ise gelişmekte olan ülkelerde görüldü. 2000’ den bu yana Asya’da yüzde 841, Afrika da yüzde 3606 gibi inanılmaz artış rakamları kaydedildi. Günümüzde dünyanın yarısı ne yazık ki halen internet erişimine sahip olmamasına rağmen, Google’ın icra heyeti başkanı Eric schmidt, 2020 itibariyle dünyadaki herkesin online olacağı gibi cesur bir iddiada bulunmuştu.

Bu değişimlerin azalmak bilmeyen hızı ve teknolojinin hayatımızda durmaksızın artan varlığı, Moore yasası olarak bilinen bir teknoloji aksiyomu ile açıklanıyor. Moore yasası, Intel Corporation’ın eski başkanı Gordon Moore’un,1965 senesinde entegre bir devrede inç başına düşen transistor sayısının sonraki her yıl ikiye katlanacağı yönündeki tahmininden geliyor. Bu kural daha sonra her on sekiz ay ile iki yıl arasındaki bir süreçte ikiye katlama olacağı şeklinde düzeltilirken, günümüzde de hala Moore Yasası adıyla güç ve devre bazlı teknolojilerin tamamında yaygın şekilde geçerliliğini sürdürüyor. Sonuç olarak, biyo-teknolojiden robotbilimlerine kadar çok geniş bir spektrumda karşılaşabileceğimiz tüm bilimsel keşifler, Moore Yasası ve sonuçları ile yönetiliyor. Nitekim teknolojinin eli hızla artan bir şekilde insan varlığının yer aldığı tüm alanlar dokunurken, Moore Yasası da sadece bilimde, değil jeopolitikten ekonomiye kadar çok çeşitli dallarda etkilerini gösteriyor. Ancak Moore Yasası’nın dünyamız üzerindeki bu etkileri hem olumlu hem olumsuz olabiliyor.

Moore Yasası’nı bu denli önemli kılan ise ünlü ismin bilgisyar işlemci gücünün devamlı ikiye katlanacağı yönündeki öngörüsü. Yani bilgisayar bazlı teknolojiler, tamamen üstel bir büyüme ile gelişimini sürdürüyor, doğrusal hiçbir şey yok. Başka bir deyişle, bu teknolojiler sadece toplamanın gücünden değil, çarpmanın gücünden yararlanıyor. ‘1,2,3,4,5,6,7... ‘ile ‘2,4,8,16,32,64,128...’arasındaki farktan bahsediyorum. Üstel eğitim çizgisi ne kadar doğrusal devam ederse, sonuçlarda bir o kadar sarsıcı ve vurucu oluyor. Bu konsepti gerçek hayata uygulayacak olursak, doğrusal otuz adım atarak bir oturma odasında gezebilirsiniz. Ancak üstel otuz adım ile yani her adımda bir öncekini ikiye katlayarak yürüseniz, dünya ile ay arasındaki mesafeyi kat edebilirsiniz. Günümüz teknolojinin doğrusal değil, üstel geliştiği gerçeği, insan evriminin bir sonraki aşamasını anlama konusunda da kilit bir öneme sahip. Artık üstel zamanların dünyasında yazışıyoruz.

Bilgi teknolojileri; performans, kapasite ve bant genişliğinde ikiye katlanarak büyümesini sürdürdüğünde, inanılmaz şeyler de gerçek oluyor. Örneğin bugün yüz milyonlarca insanın cebinde taşıdığı bir İphone’u düşünün. İnanılmaz bir şekilde, bugünkü Iphone’da, NASA‘ nın kırk yıl önce aya iniş gerçekleştiren Apollo 11 uzay aracı için gerekenden daha fazla işlemci gücü bulunuyor. Günümüzdeki herhangi bir modern akıllı telefon, 1970’lerdeki süper bilgisayarlardan bir milyon kat daha ucuzken, bin kat daha hızlı çalışıyor. Moore Yasası ile üstellerin matematiksel yankılarının bir sonucu olarak, 21. yüzyılda yüz yıllık bir ilerleme olmayacak, bugünün hızına göre yirmi bin yıllık bir ilerleme gözlenecek.

Bilgisayar işlemci gücü ve yeteneklerindeki üstel artış düşünüldüğünde, çok yakın bir gelecekte bilgisayarların kat kat daha fazla kapasiteye sahip olacağı su götürmez bir gerçek. Ray Kurzweil, bilgisayarların performans ve gücündeki devamlı ikiye katlanmayı, ‘‘hızlanan dönüşler kanunu’’ adını verdiği bir prensiple açıklıyor. Kendisi, gelecekte teknolojik bir tekilliğin meydana geleceğini tahmin ediyor. Yani, ilerde bir zaman gelecek ve bilgisayarların gelişimi o kadar hızlanacak ki, insanlığın bunu algılama hızı yetersiz kalacak ve makine zekası, insan zekasını geçecek. O gün gelip gelmeyeceği bir kenara dursun (Kurzweil 2045’te bunun olacağını öngörüyor), açık ve net olan bir şey var: Bilgisayar gücü üstel bir şekilde artıyor. Bizim ise küresel bilgi şebekesi ile onun engin bağlılığını anlama yeteneğimiz gün geçtikçe azalıyor.

Bu noktada kendi hayal gücünüzün yetersiz olduğunu düşünmeyin. Teknoloji gerçekten birçoğumuzun yakalayamayacağı bir hızla gelişiyor ve bu durum sizin suçunuz değil. İnsanoğlu şimdiye kadar evrimsel olarak hep doğrusal düşünecek şekilde gelişti. İnsanlığın ortaya çıkışında beynimize bu kodlar yazıldı. Serengeti Obası’ndaki günlerimizden beri, saldıran bir aslan karşısında en iyi kaçış yolunu bulmak için kafamızda her zaman içgüdüsel olarak doğrusal hesaplamalar yaptık. Ancak bugün yaşadığımız dünya doğrusal değil. Kurzweil, önümüzdeki yıllarda görülecek teknolojik değişimlerin bizlere ciddi ölçüde hızlı ve güçlü geleceğini, bu yüzden bu insanlık tarihinin iskelesinde bir kırılma yaşanacağını söylüyor. Şimdi geçtiğimiz kırk yıldaki artan değişim hızı ve bina boyutundaki bilgisayarlardan Iphone’lara kadar nasıl geldiğimizi bir düşünün. Peki, önümüzdeki kırk yıl bize ne getirecek, biliyor musunuz? Muhtemelen birçoğumuzun aklına bile gelmeyecek çok daha fazla iyilik ve çok daha fazla kötülük.

Bizimki, teknolojinin iyi veya kötü olduğuna dair siyah beyaz bir hikâye değil, hızlana dönüşlerin hikâyesi. Peki, bu kadar hızla dönen dünyada nasıl güvende kalabiliriz? Birbirine derinden bağlı, ama teknoloji açıdan bir o kadar savunmasız bir medeniyet kuruyoruz. Bilumum suçlara ve çok sayıda diğer güvenlik tehdidine kusursuz ortam sunacak bir dünya inşa ediyoruz. Her geçen gün sayısı artan olaylar bu tehlikelere bir kanıt teşkil ederken, bizleri de dilediği zaman teknolojileri kendi isteğine göre kullanabilen elit suçlular, teröristler ve hükümetler ile tanıştırdı. Sonuç mu? Artık çok daha bağlantılı, bağımlı ve de savunmasızız.

Kaynak: DA MARC GOODMAN  GELECEĞN SUÇLARI 

Bu içeriği arkadaşlarınızla paylaşmak ister misiniz?

All Photos from Unsplash


Gerçekten Koşulsuz Mu Seviyoruz?
Gerçekten Koşulsuz Mu Seviyoruz?

Ebeveynler ve öğretmenler olarak, çocukların üzerinde kurulan sarsılmaz baskı ve sindirmenin farkında mıyız?

Devamı...

Akran Zorbalığının Anatomisi 2
Akran Zorbalığının Anatomisi 2

Çocukları saldırganlığa ve arkadaşlarına şiddet uygulamaya iten birçok sebep olabilir.

Devamı...

Akran Zorbalığının Anatomisi
Akran Zorbalığının Anatomisi

İki bebek düşünün... İkisi de normal şartlar altında doğmuş ve sağlıklı bebekler. İkisinin de bir ailesi var.

Devamı...

Bu Vatan Kimin? Bir 29 Ekim Yazısı
Bu Vatan Kimin? Bir 29 Ekim Yazısı

Milli Mücadele Anadolu'sunda Birinci Dünya Savaşı, göç ettirmeler vesaire gibi sebeplerin de ayrıca etkileriyle tamirci, sobacı gibi en basit el işçilerinin bile tedariki bir meseleydi..

Devamı...