16 Numara

Toplam okunma sayısı 979

22.06.2018 16:41:51

Başarısızlığın ne kadar büyük bir öğretmen olduğunu o gün öğrendim. Aslında başaramayan insan hayatta hep bir açık arar ve bu arayış onu diri tutar…

Ortaokuldaydım onu tanıdığımda. İkimiz de kasabanın tek futbol kulübündeki takıma girmeye çalışıyorduk. Minikler kategorisinde, yaz boyunca birlikte antrenmanlara çıktık ve seçmelerde ikimiz de seçildik. Çok hırslıydı ve oynamak istiyordu. O da tıpkı benim gibi biraz çelimsizdi ve takıma girmekte zorlanıyordu. Oynayacaklar açıklandığında hep 16 numara veriliyordu ona. O zamanlar takımlar 16 kişilikti ve takıma giren son isim o oluyordu. Bazı haftalarda oynayabilecek oyuncu sayısı 20 kişiyi bulduğunda takıma giremediği zamanlar da oluyordu. Çok geçmeden adı süper yedeğe çıktı. Bazen antrenmanlarda yapılan maçlarda bile yedek bekliyor, giremiyordu takıma. Bu duruma çok üzülüyordu ve kendini inanılmaz ezilmiş hissediyordu. Buna rağmen kimseyi kötülemiyor, içtenlikle takım arkadaşlarına destek oluyordu. Hafta sonları stadın arkasında tek başına görüyordum onu, duvarla paslaşıyor ve hayali pozisyonlarda goller atıyordu rakip kalelere. Ben bir süre sonra yılıp bırakacağını düşünürken, o hep bekledi yedek olarak sezon sonuna kadar. Lise ikinci sınıfa kadar azimle devam etti ve sonunda bıraktı takımı. Üniversiteye hazırlandığımız yıl, derslerinin oldukça iyi olduğunu duymuştum. Bense hem futbolu hem de dersleri iyi kötü götürmeye çalışıyordum. Sınavdan sonra üniversiteyi kazandığını duydum. Sonraki yıl ben de aynı üniversitenin spor akademisini kazandım ve fakültenin futbol takımına da seçildim. O yıl üniversitenin fakülteler arası futbol müsabakalarında finalde eğitim fakültesiyle karşılaşacaktık ve çok heyecanlıydım. Belki de ilk yılımda şampiyonluk yaşayacaktım...

Rakip takım sahaya çıktığında gözlerime inanamadım. Eğitim fakültesi futbol takımının kaptanı benim arkadaşım olan “süper yedek ”ti. Hem şaşırdım hem de sevindim. Sevincimin sebebi onun kaptan olduğu bir takımı yenmenin çok da zor olmayacağını düşünmemdi. Fakat maçtan sonra hayatımın en büyük hayal kırıklıklarından birini yaşadım. Finali 3-2 kaybettik. Üstelik üç golden birini de o attı. Maçtan sonra yanına gittim sarıldık, birbirimizi tebrik ettik. Kendini iyi yetiştirmişsin dedim. Yok dedi ve ekledi çok da geliştiğimi düşünmüyorum. Nasıl olur şampiyon yaptın takımını dedim. Ben yapmadım, beraber yaptık dedi. Kasaba kulübündeyken hep yedektin nasıl başardın bunu diye sordum. Verdiği cevap nasıl başardığını çok güzel anlattı. Söze şöyle başladı; Evet hep yedektim ve çok acı çekiyordum. Özgüvenim yerle bir olmuştu. Kimse artık benden iyi bir futbolcu olmamı beklemiyordu. Benimse içimde cılız da olsa bir inanç kalmıştı, buraya gelince benim gibi olan birkaç arkadaşımla birlikte fakülte takımına girdik. İki yıl gayret ettik ve sonunda buralara geldik. O günler her aklıma geldiğinde ve o günleri düşündüğümde başaracağıma daha çok inandım, azimle çalıştım. Eğer o yedek kulübesinde geçirdiğim günlerim olmasaydı başarabilmek için asla bu kadar mücadele etmezdim. Beni başarılı olmaya iten güç o yıllardaki başarısızlığım oldu dedi.

Bu hikâyeyi yakın bir dostum anlatmıştı ve sonuna ders niteliğindeki şu cümleyi eklemişti: Başarısızlığın ne kadar büyük bir öğretmen olduğunu o gün öğrendim. Bu tespit üzerine sayfalarca yazı kaleme alınabilir. Çünkü başaramayan insan mücadele eder. Hayatta hep bir açık arar ve bu arayış onu diri tutar. Daha çok çalışır ve hayata sıkı sıkıya tutunur. Biz ise bazen hem kendimiz hem de çocuklarımız için maalesef bu altın kuralı unuturuz. İlk başarısızlığımızda hemen kolay bir çıkış yolu bulur ve önce kendimizi sonra çevremizi kandırmaya çalışırız. Çocuğumuz başarısız olduysa hemen onu avutacak birkaç şey yapmaya çalışırız. Arkadaşları ondan önce okumaya başladıysa üzülmesin diye hemen bir oyuncak alırız. Sınavlardan düşük not almış ve yüzü biraz olsun asılmışsa hemen soluğu ailece sinemada ya da tiyatroda alırız. Oysa ki, bazen insan başarısızlığı ile baş başa kalmalı ki hesaplaşsın. Hesaplaşsın ki kendisiyle, kendisi için çözüm yolları üretmeye çalışsın. Bulamazsa sizden yardım istesin, sonra beraber çözüm yolları arayın. İşte o zaman gerçek bir mücadele ve hayata tutunuş başlayacak. O zaman düştüğü yerden kalkmayı ve bir dahaki düşüşünden daha az zararla kurtulmayı başaracak. Ona ve kendinize izin verin. Kaybetmesine izin verin. Başarısız olmasına izin verin. İzin verin ki kendi zaferlerini kazanıp gerçek bir şampiyon olsun. Bu hayat herkese şampiyon olacağı bir mücadele mutlaka sunacaktır. Yeter ki biz o yolda mücadele verelim.

Tuncay T.

Eğitimci

Bu içeriği arkadaşlarınızla paylaşmak ister misiniz?

All Photos from Unsplash


Gerçekten Koşulsuz Mu Seviyoruz?
Gerçekten Koşulsuz Mu Seviyoruz?

Ebeveynler ve öğretmenler olarak, çocukların üzerinde kurulan sarsılmaz baskı ve sindirmenin farkında mıyız?

Devamı...

Akran Zorbalığının Anatomisi 2
Akran Zorbalığının Anatomisi 2

Çocukları saldırganlığa ve arkadaşlarına şiddet uygulamaya iten birçok sebep olabilir.

Devamı...

Akran Zorbalığının Anatomisi
Akran Zorbalığının Anatomisi

İki bebek düşünün... İkisi de normal şartlar altında doğmuş ve sağlıklı bebekler. İkisinin de bir ailesi var.

Devamı...

Bu Vatan Kimin? Bir 29 Ekim Yazısı
Bu Vatan Kimin? Bir 29 Ekim Yazısı

Milli Mücadele Anadolu'sunda Birinci Dünya Savaşı, göç ettirmeler vesaire gibi sebeplerin de ayrıca etkileriyle tamirci, sobacı gibi en basit el işçilerinin bile tedariki bir meseleydi..

Devamı...