Duvardaki Çatlak

İçeriği 1:55 sürede okuyabilirsininiz. Toplam okunma sayısı 1585

19.01.2019 16:22:57

Sınıfın arka kısmındaki kolon yukarıdan aşağıya kadar çatlamıştı. Depremin izleri hala hissediliyordu. Üzerinden geçen 7 yıla rağmen aynı duvardaki yarık gibi insanların da içlerindeki yara ne yapsan örtülmüyordu. Ne zaman o sınıfa ders anlatmaya girsem bu çatlak bana o yarayı hatırlatıyordu. 


Bir kış günü öğleden sonra ilk ders sınıfa girdiğimde yarık değişmişti. Hem de ne değişim. O sınıfta gün içinde 3-4 farklı sınıf ders yapıyordu. Muhtemelen bu sınıflardan bir öğrenci belki de ders esnasında duvardaki çatlağın etrafına bir fermuar çizmişti. Ama ne fermuar, sanki yukarıdan çekmeye başlasan o çatlak açılacak ve içine gireceksin. Tam anlamıyla bir sanat eseri. Duvardaki bir çatlağa fermuar çizmek ve bunu sanata dönüştürürcesine estetik yapmak, kimin aklına gelirdi ki böyle bir şey? O anda şunu düşündüm: O öğrenci, kim bilir bunu kendine sıkıcı gelen hangi derste yaptı? Biz ona bu sınıfta kimya, coğrafya, edebiyat anlatırken kim bilir o hangi buhranları yaşıyordu içinde? Bu zekâda ve bu yetenekteki öğrencim muhtemelen sene sonunda üniversite sınavında da iyi bir yer kazanamayacaktı. İyi bir yer! Belki de dünyada resim adına yeni bir çığır açacak kişiyi, biz bu sınıfa hapsederek çürütüyorduk. Bu sınıf onun zindanıydı belki de.


Aynı tarihlerde bir haber düştü gündeme. İnterpol’ ün dahi izini süremediği Chao adında bir Türk hacker, İstanbul’da Türk polisi tarafından yakalanmıştı. Yakalandığında ilk sözü” Beni nasıl buldunuz? Teorik olarak bu mümkün değil.” olmuştu. 20’li yaşlarda, dünyanın birçok yerinden insanın hesaplarına sızmayı başarmış ve teknik takiple yakalanamamış bu genç, bu topraklarda yaşamıştı. Chao hacker olup insanları dolandırmaya başlayana kadar kimse onu keşfedememiş. Yeteneği ve çalışkanlığını doğru yöne kanalize edip belki de dünyaca ünlü bir yazılımcı olacakken hapse girmişti. Yetenek tek başına bir değer ifade etmiyor. Yetenekle çalışma birlikte çok iyi bir ikili ancak bunlar da yeterli değil. Bu ikiliye doğru eğitim ve fırsat eşitliğinin de eklenmesi gerekiyor. Yoksa bu yetenekler bir sınıfın arka sıralarında, bir bilgisayar ekranının karşısında ya da sokakların ücra köşelerinde harcanıp gidiyor. Daha da kötüsü dünya şu anda yetenekli insanlara bu kadar muhtaçken elimizdeki hazineyi çöpe atıyoruz.
İsviçre ekonomi okulu International Institute for Management (IMD) tarafından 2005 yılından bu yana yapılan Dünya Yetenek Endeksi'ne göre Türkiye, 63 ülke arasında 51. sırada bulunuyor. Son bir yıl içerisinde 2 basamak ilerleme kaydetmesine rağmen sıralamadaki düşüş, Türkiye'nin yetenekleri değerlendirme konusunda her geçen gün daha da kötüye gittiğini gösteriyor.

Türkiye Zekâ Vakfını 26 yıl önce şu anki Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ile beraber kuran Şeref Oğuz şöyle diyor: "Ben bir şey keşfettim. Bu zeki ve yetenekli insanları devlete, milletime, şirketlere sokmak için onlardan daha zeki ve yetenekli insanlara ihtiyaç var. Şöyle bir analoji kullandım. Siyah beyaz TV üzerinden renkli reklam yapmak nasıl imkânsızsa, ya da sağır birini O Ses Türkiye'de jüri yapıyorsun. Ya da kör birini dünya güzellik yarışmasında jüri üyesi yapıyorsun.''
IQ seviyesi düşük olanların yüksek olanlarla mücadele içinde olduğunu vurgulayan Oğuz, ''Devletin işe aldığı kişinin ortalama IQ seviyesi 80 ile 82 arasında. Almanya'daki devlet memurları sınavlarına baktığımızda ise bu sonuç 96 gibi bir sayı çıktı. Yapılan araştırmalar, suç örgütlerindeki kişilerin IQ seviyesinin 120-130 arasında olduğunu gösteriyor. Bu gerçekten korkunç bir durum. Düşünebiliyor musunuz 82 IQ ile işe alınan bir insan, 120-130 IQ'lu bir haydutla veya bir rakiple savaşmak durumunda. Bu, ülkemiz için gerçekten büyük bir sıkıntı.'' Diyor.


Zekâ ve akıl sadece karne notuyla ya da sınav sonucuyla ölçülemez. Belki bilgi ve zekâyı belli testlerle ölçülmeyebilirsiniz ama bu veriler bile tek başına, doğru insan yetiştirmeye yetmez. Bilgisayar korsanlarının, terör örgütü liderlerinin, uyuşturucu baronlarının ve hırsızların da kendi alanlarında bilgisi ve bu bilgiyi organize edebilecek zekâsı mevcuttur. Asıl olan bu insanların bilgisini ve zekâsını doğru yöneterek onların iyi birer insan olmasını sağlamaktır. Su akacaktır, siz yolunu açsanız da açmasanız da akacaktır. Yolunu açarsanız, gidebileceği en uzak menzile ulaşacaktır. Yolunu tıkarsanız, yine gidecektir lakin ne yolu doğru yol olacak ne de gittiği mesafe en iyi mesafe olacaktır. Ve unutmayalım, taşan su en çok aktığı yatağa zarar verir.
 

Tuncay T.
Eğitimci

Bu içeriği arkadaşlarınızla paylaşmak ister misiniz?

All Photos from Unsplash


Gerçekten Koşulsuz Mu Seviyoruz?
Gerçekten Koşulsuz Mu Seviyoruz?

Ebeveynler ve öğretmenler olarak, çocukların üzerinde kurulan sarsılmaz baskı ve sindirmenin farkında mıyız?

Devamı...

Akran Zorbalığının Anatomisi 2
Akran Zorbalığının Anatomisi 2

Çocukları saldırganlığa ve arkadaşlarına şiddet uygulamaya iten birçok sebep olabilir.

Devamı...

Akran Zorbalığının Anatomisi
Akran Zorbalığının Anatomisi

İki bebek düşünün... İkisi de normal şartlar altında doğmuş ve sağlıklı bebekler. İkisinin de bir ailesi var.

Devamı...

Bu Vatan Kimin? Bir 29 Ekim Yazısı
Bu Vatan Kimin? Bir 29 Ekim Yazısı

Milli Mücadele Anadolu'sunda Birinci Dünya Savaşı, göç ettirmeler vesaire gibi sebeplerin de ayrıca etkileriyle tamirci, sobacı gibi en basit el işçilerinin bile tedariki bir meseleydi..

Devamı...